28 Ocak 2009 Çarşamba

"Sosyoloji" - MARCEL MAUSS & PAUL FAUCONNET

Sosyoloji biliminin manifestosu olarak görülen bu metin, 1901 yılında yazılmıştır. Sosyolojiyi "bir bilim olarak" anlamak ve yorumlayabilmek açısından Anthony Giddens'ın "Sosyoloji: Kısa fakat eleştirel bir giriş"'iyle birlikte literatürde çok önemli bir yere sahiptir. Dilimize Ümit Meriç tarafından çevrilen metnin orijinal adı la sociologie, objet et méthode'dur.


Marcel Mauss

Metnin yazarlarından Marcel Mauss'un Durkheim'in yeğeni, Fauconnet'in ise felsefe eğitimi gördükten sonra sosyal bilimlere yönelen bir Durkheimcı olduğunu belirtmekte fayda var.

Manifesto niteliği taşıyan bu makale oldukça sade ve anlaşılır bir dille yazılmış. Bu yüzden sosyoloji bilimine giriş yapmak isteyenler için bir hazine niteliği taşıyor denebilir. Sosyolojinin insanlar üzerinde yarattığı izlenim genelde "korkutucu, zor, anlaşılması güç" gibi kavramlar altında şekilleniyor. Halbuki bu metin, tüm bu yanlış anlaşılmaları yenip sosyolojinin insanlara anlatılması ve tanıtılması açısından oldukça basit ve faydalı gözüküyor. Zaten sosyolojinin manifestosu olarak görülmesinin sebebi, biraz da budur:Anlaşılabilirlik ve sadelik.

Makalede sosyolojinin konusu tartışmaya açılıyor ve "sosyal olay" kavramı üzerinde uzunca durulup sosyolojik metot nasıl olmalıdır sorusuna geliniyor. Makaleden kısa kısa notlar aktaracağım:
Sosyal olaylar tabiîdir ve tek kelimeyle anlaşılabilir olaylardır. Gabriel de Tarde, sosyal olayları taklit yoluyla yayılan, kişilerin bireysel davranış ve düşünceleri olarak tanımlamıştır. Tarde, bu yaklaşımıyla fert psikolojisinden ayrı bir sosyoloji kurulmasını imkansız kılmıştır. Mauss buna karşı çıkar ve grupların "grup" olmalarından doğan ve bireylere değil de bütünüyle gruba ait sosyal olayların varlığından söz eder.

Bir kalabalığın, bir yığının tek tek kişiler gibi hissetmediğine, hareket etmediğine çok defa dikkat edilmiştir. Örneğin aile, lonca, millet gibi toplulukların tıpkı fertlerinki gibi birer "ruhu" vardır.

Sosyolojinin esas konusu kolektif alışkanlıklar ve onların sürekli olarak geçirdiği değişimlerdir. Sosyal tabiat kendini bazı davranışlar, bazı fikirlerle ifade eder. Kişi bunları kendisinin yarattığını sanır, oysa onlar mutlak suretle dışardan emredilmişlerdir. İşte sosyal olayları diğer olaylardan ayıran özellik bu dıştan geliştir. Kolektif alışkanlıkların özelliklerinden biri de fertlerin olayları kendilerinden önce biçimlenmiş, "tesis edilmiş" olarak bulmalarıdır. Bu tesis edilmiş şeyleri müessese olarak adlandırabiliriz.

Sosyal olay, grupların grup halindeki hayatlarının tezahürleridir. Genel olarak insan doğası üzerine söylenen görüşlerle açıklanamayacak kadar karmaşıktırlar.

Sosyolog ve tarihçinin sosyal olaylara bakışları farklıdır. Sosyolojinin tarih felsefesinden doğduğunu söyleyebiliriz. Fakat sosyolog, olayların tam bir açıklamasını yapmadan onları tasvir etmeye kalkan tarihçinin aksine aklı doyuran bir izahın peşindedir. Olaylar arasında basit nedensellikler değil, anlaşılabilir münasabetler bulmak ister.

Toplumun psişik hayatı, ferdin psişik hayatından çok başkadır. Fakat bu iki cins bilinç arasında bir kopuş yoktur. Fert şuurundan kolektif tasavvurlara geçiş bir yığın aracı basamak vasıtasıyla olur.
Makalenin "Sosyolojide Metot" başlıklı bölümüne kadar olan kısmında genel olarak bunlardan bahsediliyor. Sosyal olayların diğer bilimlerdeki olaylar gibi basit bir determinizm çerçevesinde anlamlandırılamayacağı, her olayın kendine has bir karakteri olduğu üzerinde duruluyor. Kolektivitenin varlığı ve kolektivitenin kendine has bir psikolojik sürece sahip olduğu anlatılıyor. İnsanın, içine doğduğu çevre tarafından şekillendirildiği, o çevredeki müesseseler tarafından donatıldığı ve hayatını bu eksende sürdürdüğü söyleniyor.

Sosyolojik metodun anlatıldığı bölümdeyse aldığım notlara göre şunlar anlatılıyor:



  1. Kavramların tarifi önemlidir. Doğru ve objektif bir tarif sosyolojinin en önemli unsurlarındandır. Çünkü sosyolojide kavramlar önemlidirler, herhangi bir yanlış anlaşılma ya da kavramlara yüklenen farklı anlamlar sosyolojiyi etkisizleştirebilecektir.
  2. Sosyolojide "fotoğrafı çekilecek hazır olaylar" yoktur. Sosyoloji olayları tasvir etmekten çok, onları yapmak, inşaa etmek zorundadır.
  3. Sosyoloji sadece kavramlar üzerinde durup olayları sıralamakla yetinmez, onları rasyonel bir sistem haline getirmekle de uğraşır. Olaylar arasında bağ kurmaya ve böylelikle olayları anlamlandırmaya gayret eder.
  4. Sosyolojide varsayımlar ilmîdir. Açıklayıcıdırlar, niçin ve nasıl sorularıyla olaylara yönelirler.
Çok kaba hatlarıyla aktardığım bu makale elbette benim anlatımım kadar kötü ve üstü kapalı bir makale değil. Okunması oldukça zevkli ve sürükleyici bir metin.

Bu makaleyi niçin okumalısınız:
  1. Sosyoloji biliminin ortaya çıkışını ve sosyolojinin diğer bilimlerden ayrılarak kendi başına bir bilim halini alış sürecini merak edenler için eşsiz bir kaynaktır.
  2. Sosyolojinin ne olup ne olmadığını anlatan en sade ve anlaşılır metinlerden biridir.
  3. Sosyoloji bilimine giriş yapmak isteyenler için çok iyi bir başlangıç noktası olabilir.
  4. Sosyolojiyle ilgilenenler için ufuk açıcı, fikrî gelişim sağlamaya yönelik temel bir metindir.
Bildiğim kadarıyla bu metin, herhangi bir kitabın içersinde yer almıyor. Benim elimde bir fotokopisi mevcut. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi için 1968 yılında Ümit Meriç tarafından çevrilmiş ve yayımlanmış. Bu dergiye muhtemelen fakültenin kitap satış noktasından ulaşabilirsiniz.

Keyifli okumalar.