21 Haziran 2012 Perşembe

Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek - IRVIN YALOM

Yıllarca ölümcül hastalıklara tutulmuş hastalarla çalışan psikoterapist Irvin Yalom'un bu kitabı, ölüm/ölüm korkusu üzerine kaleme alınmış oldukça güzel bir kitap.

Kitaba ilk başladığımda soluk soluğa ve büyük bir merakla, uykulu olmama rağmen 30-40 sayfa kadar okuduğumu hatırlıyorum. İlk bölümde tarihte ölüm temasıyla ilgilenen düşünürlerden Epikouros'un konu edildiğini görüyoruz. Yalom, Epikouros'u "proto-varoluşçu(proto: ilkel, önceden) bir düşünür olarak ele aldığını belirtiyor. İnsanların günümüzde bu düşünüre "duyusal zevklere önem veren insanları tanımlıyor" diye yaklaştığını fakat bu düşünürün, özünde ölüm duygusunu çok iyi anlattığını söylüyor. Daha doğrusu, aslında Epikouros'un bu düşüncesinin altında ölüm duygusunun bastırılması gerekliliğinin yattığını ifade ediyor.
Epikouros duyusal zevki savunmuyordu; dinginliğe (ataraksiya) ulaşmak onu daha fazla ilgilendiriyordu.

Eprikouros "tıbbi felsefe" uygulamış ve bir doktorun bedeni tedavi etmesi gibi bir filozofun da ruhu tedavi etmesi gerektiğinde ısrar etmişti. Bu görüşe göre felsefenin yalnızca tek bir doğru amacı vardı: insanın mutsuzluğunu dindirmek. Peki bu mutsuzluğun kökeni nedir? Epikouros bunun her zaman ve her yerde var olan ölüm olduğuna inanıyordu. Kaçınılmaz ölümün ürkütücü hayalinin insanın hayattan zevk almasını engellediğini ve hiçbir zevkin tam anlamıyla yaşanmasına izin vermediğini söylüyordu. (Sayfa: 12)
Irvin Yalom kitabın ikinci bölümünde, psikoterapistlerin ölüm konusunda çok büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını iddia eder ve "ölüm korkusunun gerçekte ölümün kendisiyle ilgili bir kaygı olmayıp, başka bir problemi maskelediğini" düşünenleri eleştirir. Psikoterapistlerin yıllarca bu şekilde düşünerek, ölüm kaygısının üzerine yeterince gidemediklerini ve bu sebeple bu alanda büyük gelişimler yaşanamadığını söyler. Yalom bu kitabında ölüm anksiyeteleri konusunda oldukça detaylı bir iz sürmüş. Ölüm döşeğinde olan veya ölüm korkusuyla yaşayan onlarca hastayla görüşerek, bu terapiler sonrasında edindiği deneyimleri bizlerle paylaşmış. Okurken, hem birbirinden farklı ve ilginç onlarca insan hayatına tanık oluyoruz hem de her birinin ölüm korkusunun altında yatan sebeplerle, kendi korkularımızı yüzleştirme olanağı bulup kendi endişelerimizi de gözden geçirme deneyimini yaşıyoruz.

Beni bu kitapta en çok etkileyen kısımlardan birisi de üçüncü bölüm, yani "UYANMA DENEYİMİ" adlı bölüm oldu. Burada Yalom'un bahsettiği şey kısaca şuydu: İnsanlar hayatlarının belli evrelerinde, örneğin 50-60-70 gibi kritik doğumgünlerinde, 20 yıl sonra yeniden bir araya geldikleri üniversite toplantılarında veya yıllardır görmedikleri arkadaşlarıyla aniden yüz yüze geldiklerinde büyük bir şok geçirirler. Bu şokun sebebi, yıllar yılı görmedikleri arkadaşlarının yaşadığı değişime aniden tanıklık etmeleridir. Örneğin mezuniyetten 20 yıl sonra gerçekleştirilen bir üniversite toplantısında bilinçli veya bilinçsiz olarak birçok olayla karşı karşıya kalırız. Mesela toplantıya katılamayan bazı arkadaşlarımızın öldüğünü öğrenebiliriz. Bazı arkadaşlarımızın çok yıprandığını ve yaşlandığını, bazılarınınsa hala çok genç göründüklerini görebiliriz. İş hayatında çok iyi yerlere gelen arkadaşlarımız olduğunu görüp, kendimizle hesaplaşmaya başlayabiliriz. Bütün bu deneyimler sonucunda bir şeyin farkına varırız: ÖLÜM. Çünkü görürüz ki yıllar önce son kez gördüğümüz bu genç insanların tümü, yaşlanmışlardır veya değişime uğramışlardır (hatta ölmüşlerdir). Bu durum bize ölüm olgusunu hatırlatır ve rahatsızlık verir. İşte insanın, hayatında belli dönemlerde yaşadığı bu şok etkisine "uyanma deneyimi" adını vermiş Yalom.

Bugünlerde Facebook'ta ilkokul arkadaşlarımızı bulup, sonra da onların ne kadar da çok değiştiklerini görmemiz de bizim açımızdan bir uyanma deneyimidir. Dünyanın değiştiğini, değişimin bu kadar acımasız ve hızlı olduğunu görmek bizi farklı farklı uyanma deneyimlerine sevk eder ve hep içten içe ölümü hatırlatır.

Aslında ölüm fikriyle yüzleşmek çok da kötü değildir. Ölüm fikriyle gerçek anlamda yüz yüze gelmek, mesela ölümcül bir hastalığa yakalanmak, bizi hayata daha sıkı tutunmaya teşvik edebilir. "Uyanma deneyimi" aslında tam olarak budur. Örneğin bir insan huzurevine taşındığında, çok önemli bir ilişkisini sonlandırdığında, eşinin ölümüyle karşılaştığında... aslında yeni bir hayata adım atıyordur. Bu yeni hayat hem ölüm bilinciyle donatılmış, hem de hayattan zevk alma noktasında eskiye nazaran daha da iyileştirilmiş bir hayattır. Yalom bunu şöyle ifade ediyor:
Ölümle yüzleşmek anksiyete doğurur, ama aynı zamanda hayatı zenginleştirecek bir potansiyel de taşır. (Sayfa: 73)
Kitabın 4. bölümüne geldiğimizde Yalom'un tarihteki önemli düşünürlerin fikirlerini konu edinerek ölüm anksiyetesi üzerine çok başarılı bir şekilde durduğunu görüyoruz. Bu bölümde Yalom'un özel ilgi gösterdiği ve kitabının büyük oranda temelini oluşturduğu Epikouros'tan çok geniş bir şekilde bahsedilmiş.

Özetlemek gerekirse, Epikouros, felsefenin gerçek amacının insanı acıdan kurtarmak olduğunu söylüyor. İnsanı acıya sevk eden şeyinse her yerde ve her zaman var olan ölüm korkusu olduğunu belirtiyor. Aşırı dindarlık, aşırı zenginlik, güç ve onur kazanma ihtiyacının aşırılaştırılması gibi davranışların, ölümsüzlük kazanma ve öldükten sonra da dünyada varlığını sürdürebilme ihtiyacıyla ortaya çıktığını söylüyor. Yalom da kitabın ilerleyen sayfalarında Epikouros'un bu görüşüne binaen "Dalgalanma" adını verdiği, kendini geleceğe taşıma -yani bir nevi ölümsüzleşme- çabasına değinecektir.

Epikouros'un, ölüm anksiyetesini hafifletme hususunda "Ölümün Nihai Hiçliği" konusunu ele aldığını görüyoruz. Ona göre ruh ölümlüdür ve ölümle birlikte dağılır. Dağılan şey algılanamaz ve dolayısıyla öldüğümüz zaman, öldüğümüzün ve ölümün farkında olmayız. O, "Benim olduğum yerde ölüm yok, ölümün olduğu yerde ben yokum" diyerek, algılamamızın mümkün olmadığı ölüm duygusundan korkmamızın yersiz olduğunu savunmuştur.

Kitapta ilgimi çeken diğer bir şey, demin de belirttiğim gibi Yalom'un Epikouros'un fikriyatına dayanarak elde ettiği "Dalgalanma" başlığıydı. Burada Yalom, insanın bir varlık olarak kendinden sonra gelecek insanlar üzerinde dalga dalga etki yaratacağını söylüyor. Yani dingin suya bir damla su damlattığınızı düşünün. Oluşan dalgalar merkezden hızla uzaklaşır ve git gide yok olurlar. İşte insan, bu dalgaların merkezindedir. Her insan başlı başına bir merkezdir ama her insanın etki alanı birbirinden farklıdır. Dalgalanma isteği, insanın fanilik bilincinin bir yansımasıdır ve bu fanilik bilincini en alt düzeye çekme isteğinden ibarettir. Biz öldükten sonra bile, bir parçamızın, mesela fikirlerimizin veya eserlerimizin varlığını sürdürmeye devam edecek olması insanı rahatlatır. Ölüm hissiyatını en aza indirger.

Yalom, Epikouros haricinde Nietzche'den, Goethe'den, Schopenhauer'dan da bahsederek, ölüm fikrinin nasıl engellenebileceğini bolca örneklendirir. Ayrıca hastalarıyla olan deneyimlerini, terapi notlarını da büyük bir zevkle ve merakla okuyacağınızı düşünüyorum. Örneğin bu terapi notlarından birisi şöyle:
(Ölümcül kanser hastalarının yer aldığı ve genel olarak olumsuz ilerleyen bir grup terapisinde):

Ve sonra bir gün bir üye grubu bir duyuruyla açtı: "Her şeye rağmen hala başkalarına sunabileceğim bir şey olduğuna karar verdim. Örneğin, nasıl ölüneceğine ilişkin bir örnek olabilirim. Çocuklarıma ve arkadaşlarıma ölümle cesur ve vakur bir şekilde karşılaşmaları için model oluşturabilirim.
Ne kadar ilginç bir yaklaşım, ne kadar müthiş bir hayata tutunma örneği, değil mi? Kitap buna benzer birbirinden farklı birçok yaşanmış terapi anektotlarıyla dolu.

Irvin Yalom kitabında, kendisi hakkında da oldukça samimi itiraflarda bulunuyor. Bu itiraf ve bilgilendirmeler, kitabın okunulabilirliğini arttırdığı gibi, ikna ediciliğini de arttırmış. Yani Yalom'un bir psikoterapist olarak kendini okuruna (hastasına) açması, kendisi hakkında bilgi verip kendi deneyimlerini okurla (hastayla) paylaşması, okuma (tedavi) süreci boyunca okura (hastaya) bir hayli güven aşılıyor diyebilirim. Zaten kendisinin de bahsettiği üzere, bu "kendini hastaya açma" yöntemini, tedavilerinde de sık sık kullanırmış ve öğrencilerine de öğretirmiş.

Yalom'un okuyucuya anlattığı şeylerden birisi de, kendi ölüm anksiyetesinin üstesinden nasıl geldiği konusudur. Birçok alt başlık halinde anlattığı bu kurtuluş reçetesinden herkes kendine bir pay çıkarabilir.

Din konusunun, dini düşüncelerin ölüm duygusunu tetiklediğini söyleyen Yalom, hayatı boyunca hiçbir zaman dini inanca sahip olmadığını söylüyor. Din konusundaki fikirlerini özetlemek için sanırım şu cümlesini alıntılamak yeterli olacaktır:
Cemaatin bu kadar zalim, kibirli, kindar, kıskanç ve övgüye aç ilahi bir varlığa olan bağlılığına çok şaşırmıştım.
Kitabın son bölümüne geldiğimizde, Yalom'un psikoterapist adaylarına yönelttiği tavsiyeleri okuyoruz. Aslında bütün bu tavsiyeleri zaten bildiğimizi, çünkü kitabı okurken, Yalom'un kendi tedavi tekniklerini zaten okumuş olduğumuzu görüyoruz. Dolayısıyla bu bölüm, okuyucuya iyi bir tekrar ve bütünleme olanağı sunan bir bölüm olarak kitabı nihayete erdiriyor.

Bu kitabı niçin okumalısınız:
  1. Ölüm/ölümlülük konusundaki fikirlerinizi zenginleştirmek için.
  2. Yalom ve Epikouros başka olmak üzere, büyük düşünürlerin ölüm hakkındaki fikirlerini çok anlaşılır bir dille okuyup kavrayabilmek için.
  3. Psikoterapiye ilgi duyuyorsanız, bir terapinin nasıl gerçekleştiğini ve terapi esnasında nelerin yaşanabildiğini öğrenmek istiyorsanız.
  4. Birbirinden farklı onlarca normal insanın hayatına ve ölüm anksiyetesinin üstesinden nasıl gelebildiklerine tanıklık edebilmek için.
  5. Belki de benim gibi, Irvin Yalom ile ilk tanışmanızı gerçekleştirmek için okumalısınız. Diğer kitaplarını henüz okumadım fakat ilk okuduğum kitabı olan bu kitap, Yalom'la tanışmak ve onu sevmek için iyi bir fırsat.

İyi okumalar.