28 Kasım 2011 Pazartesi

Erotik Türk Sineması - Giovanni Scognamillo & Metin Demirhan

Biz Türk filmlerindeki tecavüz sahnelerini izleyerek masturbasyon yapmış bir halkın çocuklarıyız, kimse bizden saf ve temiz duygular beklemesin!
Nihat Genç
Yazıya bu alıntıyla başlamamın bir nedeni var. Bizler toplum olarak ne yazık ki cinsel duygularını daima bastırmış, cinselliği tabulaştırmış, namus diye bir kavram üretip altını tam olarak dolduramamış, okullardaki cinsel eğitim derslerinden bile korkmuş bir toplumuz. Okullarda cinsel eğitim dersi verileceği haberi ilk açıklandığında insanlar haftalarca tüm medya kanallarında bu konuyu tartışmışlardı. Basit bir cinsel eğitim dersi bile bizler için aşılması güç bir tabu halini almıştı.



Erotik Türk Sineması (ETS) var olduğu dönem boyunca bir anlamda tüm bu bastırılmış duygulara hitap etmiştir. Bu anlamda ETS, Türkiyeli sinemacıların ve sosyologların ciddi anlamda araştırmaları gereken bir alandır. Çünkü ETS, gerek sinema salonlarıyla, gerek afişleriyle, gerek film adlarıyla, gerekse de izleyici kitlesi ve dönemin koşullarıyla ciddi bir sosyolojik vakadır. Ortaya çıktığı dönem itibariyle irili ufaklı birçok toplumsal reflekse sebebiyet vermiştir.

Erotik sinemayı tartışmadan önce erotizmin ne anlama geldiğini tartışmalıyız. Erotik olan nedir? Salt çıplaklık, kaba etleri sergilemek, kameranın karşısına geçip sevişmek veya duygusuzca teşhircilik yapmak erotik midir? Hayır, erotizm için bunlar yeterli değil. Sinema açısından bakarsak, erotik sinemada erotizmi tam anlamıyla hissettirebilmek için görsel anlamda bir bütünlük sağlanmalıdır. Kullanılan dekor, olayın geçtiği mekan, aksesuarlar, müzik, ışık, kamera açıları, kamera hareketleri... ve benzeri unsurlar önemlidir. Ayrıca bir görüntünün erotik nitelik taşıyabilmesi için belli bir nedenselliğe dayanması gerekir. İçerisinde bir öyküsellik olmalıdır. Yani beyaz perdede gördüğümüz o kadınla o erkek oraya niçin gelmiştir? Kimdir onlar? Nerden gelmişlerdir? Nasıl tanışmışlardır?.. Bunlar bilinmedikçe ekrana yansıyan görüntüler ucuz bir teşhircilikten öteye geçemez. Yani bir bakıma, çekilen sahnenin erotikliği, o sahnenin törensel ve ayinsel boyutuyla eşdeğerdir. Kısacası erotik filmi erotik kılan, o filmin hikayesidir.

Erotizm anonim bir biçimde gelişemez. Anonim olan pornografidir. Erotizmin kişiliği, kimliği, "benliği" olmak zorundadır. Belli bir zaman dilimi dahilinde, belli bir mekanda ve belli bir nedensellik ilişkisi içerisinde olmalıdır.

Aslında Erotik Türk Sineması'nın erotizmi biraz tuhaftır. Örneğin bu filmlerdesaf genç kız rolünü oynayan kızlar genelde anti-erotik bir görünüm çizerler. Giyim tarzları, davranışları ve yaşantıları da bu durumu destekler niteliktedir. Buna karşın, saf genç kızların karşısında yer alan kötü kadın tiplemesi her haliyle erotiktir; daha doğrusu erotik olmaya çalışmaktadır. Yani normal şartlarda erotik çağrışımlar yapması gereken kişi kötü kadındır. Fakat niyeyse bizim sinemamızda saf genç kızların saflığı, kötü kadın tiplemesinin daima önüne geçmiştir. Saflık unsuru erotizmin ana malzemesi olmuştur. Bu durum filmin erkek başrol oyuncusu için de böyledir, sinemada filmi izleyen izleyiciler için de böyle algılanagelmiştir.



Erotizm içeren çoğu şeyde olduğu gibi ETS'de de egemen cinsiyet erkekliktir. Filmler çekilirken hep erkek seyirciler göz önünde bulundurulmuştur. Erotik nesne, arzu nesnesi daima kadındır. Sinemamızın bu dönemi, bir bakıma kadın sömürüsüne dayanır. ETS'deki erkek oyuncuların rolü genelde seyirciyi güldürmekten öte bir rol değildir. Filmlerde soyunan taraf hep kadınlardır. Erkek oyuncuların soyunduğuna pek rastlanmaz. Erkek oyuncular sadece seyirciyi tatmin edebilecek düzeyde vücutlarını sergilerler. ETS'de erkek oyuncuların çıplaklığı yalnızca erotik çağrışımlardan uzak bir güldürü unsuru olabilmiştir. Örneğin Aydemir Akbaş'ın veya Ali Poyrazoğlu'nun filmlerinde bu durumu çok net bir biçimde görebiliriz.

ETS, patlama yaptığı dönemlerde hem toplumun cinsel ihtiyaçlarını bastıran, hem de topluma öğüt veren bir nitelik taşıyordu. Bu bakımdan ETS, toplumbilimciler tarafından kapsamlı bir biçimde incelenmesi gereken bir alandır. Bu filmlere konu edilen şeyler, toplumsal paranoyanın tohumlarını ekiyordu. Örneğin içkisine ilaç atılan kız, izleyici için hem erotik bir nesne halini alıyordu, hem de doğrudan doğruya izleyiciye öğüt niteliği taşıyordu. Bunu izleyen babalar "Benim kızımın başına da gelebilir, en iyisi içki içmesini yasaklayayım" diye düşünüp kızlarının üzerinde baskı oluşturuyorlardı. Uyuşturucuya alıştırılan kız da izleyici için bir öğüttü. Bara gidip içki içen kız da öyle... Büyük şehre göç eden kız hikayesi de benzer bir öğüt niteliği taşıyordu. Bugün 20'li yaşlarda olan gençlerin babaları, bu filmleri bizzat sinemalarda izlediklerinden dolayı bu toplumsal paranoyadan fazlasıyla nasibini almışlardır. Hala "Kızım dikkat et, içkine ilaç atmasınlar!" diyen babalar varsa, bu durum tamamen ETS'nin yarattığı sosyal facianın eseridir.

Bu filmler öğüt verici olduğu kadar eğitici nitelik de taşıyorlardı. 70'li yıllarda sinemalarda ortaya çıkan seks furyası, genellikle "varoş kesim" diye tabir edilen insanlar tarafından destekleniyordu. O dönem, binbir çeşit sorunla yaşamak zorunda kalan, cinsel tatminsizliğini nasıl sona erdireceğini düşünen yoksul insanlar için Erotik Türk Sineması bulunmaz bir nimetti. Cinsel eğitimin verilmediği Türkiye toplumunda insanlar ilk cinsellik derslerini bu filmler sayesinde alıyorlardı. Hayatlarında ilk defa çıplak kadın vücudu görecek olan yüzlerce erkek sinema salonlarına doluşuyordu. Yani o günlerde erotik filmler oynatan sinema salonları, insanlara çarpık bir şekilde cinsel eğitim verilen mekanlar halini almışlardı. Hatta o dönemin kadın oyuncuları hala kendilerini"o dönemin seks eğitmeni" olarak adlandırmakta ısrarcıdırlar. Halbuki o dönemde sinemalarda olan şey, eğitici olmaktan ziyade, kadının cinsel anlamda sömürüsüne dayanan utanç verici görüntülerden ibaretti.

Erotik sinemanın Türkiye'deki gelişimi de bir hayli ilginçtir. İlk dönem filmlerinde erotizm sadece içerik olarak filmlerde yer almıştır. Erotik sinemanın ilk örneği diyebileceğimiz Pençe (Sedat Simavi, 1917) adlı film her ne kadar ilkel bir yapım olsa da içerisinde erotik unsurlar barındırıyordu. Film evlilik dışı ilişkilerden, şehvetten ve isterik bir kadından bahsediyordu. Filmin çekildiği yıllar henüz Osmanlı dönemiydi ve sinemada herhangi bir denetim mekanizması yoktu. Buna benzer olarak 1921 yılında çekilen Bican Efendi Vekilharç (Şadi Fikret Karagözoğlu, 1921) adlı film de röntgenciliğin ilk örneği olması açısından erotik sinemamız açısından önemlidir. Filmde başrol oynayan Bican Efendi, konağın hizmetçilerine asılıyor, haremliğin anahtar deliğinden gizlice içerde göbek atan kadınları izliyor ve yaptığı bu eylemlerden büyük bir haz alıyordu.

Bu bağlamda ETS'nin ilk dönem filmleri görsel anlamda ahlak kurallarının çok fazla dışına taşmasalar da içerik olarak kendilerini ortaya koymuşlardır.

50'li yıllara gelindiğinde sinemanın artık denetlenmeye başladığını ve o yıllarda sansüre takılmayan tek erotik kaçamağın göbek dansları (oryantal) olduğunu görüyoruz. Henüz striptizle, soyunan kadın erotizmiyle vs. tanışmamış olan sinemamız için göbek dansı oldukça ilgi çekici bir görsellik oluşturuyordu. Fakat sonra 60'lı yıllara gelindiğinde zevklerimiz tam anlamıyla Batılılaştı. Daha önce en fazla mayoyla, şortla vs. görebildiğimiz erotik nesne, bu dönemde iç çamaşırıyla, striptiz şovlarıyla karşımıza çıkabilir hale geldi. Dansözler, genelev görüntüleri, ıslak ve tene yapışan giysiler, dar elbiseler, kombinezonlar... ETS gittikçe daha cüretkar bir hal almaya başlıyordu. Şalvar erotizmi, dağa kaldırılan kadın, göle giren kadın, çeşme başında bacaklarını sergileyen kadın, ağanın arzulaması... Bunlar hep 70'li yıllarda kopacak olan seks furyasının habercisi olan görüntülerdi. 70'li yıllara gelene dek ETS hep dar kalıplar içerisinde varlık göstermişti. Örneğin ilk dönem filmlerinde çiftler arasındaki birkaç küçük öpücük doğal karşılanırdı fakat devamı için nikâh kıyılması beklenirdi. 70'li yıllara gelindiğinde ETS kendi dar kalıplarını kıracaktı.



70'li yıllar ETS için "altın dönem" diye adlandırabileceğimiz bir dönemdi. Örneğin 1975 yılında 126, 1976 yılındaysa tam 120 tane "seks filmi" etiketi taşıyan film çekilmişti. Bu kadar filmin iki yıl içerisinde çekilebilmiş olması bir yana, dönemin siyasi arkaplanına baktığımızda da ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. O zamanlar Türkiye, Milliyetçi Cephe Hükümeti tarafından yönetiliyordu. Bu tip filmlerin tam da muhafazakârlığıyla bilinen MC hükümeti dönemde patlama yapmış olmaları ilginçtir. MC her ne kadar seks furyasını engellemeye çalışıyorsa da kesin bir sonuç alamamıştır. Seks filmleri furyası 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar bir biçimde devam etmiş, darbeyle birlikte kendiliğinden sona ermiş ve yerini varoşların da desteğiyle Arabesk Sinema'ya bırakmıştır.

Atilla Dorsay, seks filmlerinin tam da bu siyasi ortamda ortaya çıkmış olması hakkında şöyle diyor:
İthal filmcilikte olduğu gibi yerli sinemada da kendisini gösteren bu seks filmlerinin furyasının, milli, manevi değerleri koruyucu, milli ahlakı savunucu bir MC iktidarı döneminde böyle azgınlaşması da ilgi çekicidir. Başta sağcı bir hükümet ... yabancı dergilerdeki meme uçlarını bantlayan bir anlayış, TRT'de Yalçıntaş/Çakmaklı egemenliği... Bu acaba kaderin bir oyunu mudur? Kaderin oyunu filan değildir. Bir rastlantı da değildir. Ekonomik sömürünün ve siyasal bunalımın azgınlaştığı dönemlerde ulusların kültür yaşamları da yozlaşır. (sayfa: 145)
Yeşilçam'da seks filmlerinin çekilmeye başlanması, TV'nin yaygınlaştığı ve yabancı sinemanın baskılarının arttığı döneme denk gelir. O dönem film getiricilerinin ilan ettikleri listelere baktığımızda "Seks Külübü", "Erika Herkese Açık", "Aşkın 69 Çeşidi", "Harpte Seks", "Gönüllü Yosma" gibi filmlerle karşılaşıyoruz. Yurtdışından getirilip gösterime sokulan filmlerin isimlerine bakarsak Yeşilçam'ın niçin böyle bir dönüşüme uğradığını çok net bir şekilde kavrayabiliriz.

70'li yılların seks furyası, Yeşilçam'ın içinde doğup yine Yeşilçam'ın yan sektörü olarak faaliyet göstermiştir. Yeşilçam'ın seks filmleri yumuşatılmış bir pornodan öteye geçememişlerdir. Pornografik sinemaya geçiş denemeleri 1979 yılında Naki Yurter tarafından çekilen Öyle Bir Kadın ki adlı filmle gerçekmişse de, pornografi çok fazla yaygınlaşamamıştır.

Dönemin seks furyası, kültüre de etki ediyordu. Bu dönemde çekilen film adları, dile de etki etmiş ve birer deyim olarak argomuzdaki yerini almışlardır. Bunlara örnek olarak Çalkala Yavrum Çalkala (Ülkü Erakalın, 1975), Şeftalisi Bala Benziyor (Birsen Kaya, 1975), Kayıkçının Küreği (Çetin İnanç, 1976), Muz Sever misiniz? (Oksal Pekmezoğlu, 1975), Tak Fişi Bitir İşi (Ülkü Erakalın, 1974), Hasan Almaz Basan Alır (Aram Gülyüz, 1975) gibi filmleri verebiliriz. Görüldüğü gibi bugün hala kullanılmakta olan birçok argo deyimin kaynağı 70'li yılların erotik sinemasıdır. Film adlarında sezilen mizahi hava afişlerde de kendini gösterir. Dönemin film afişlerini incelediğimizde bunu görebiliyoruz.

70'li yıllardaki seks furyası, teşhircilikten öteye geçememiştir. Cinsel ilişkilerimaçoluk ve teslimiyet açısından ele almıştır. Bu sebeple basit ve yüzeysel filmler üretilmiştir.

90'lı yıllara gelindiğinde ETS'nin bir hayli ilerleme kaydettiğini görüyoruz. Artık cinsel birliktelik, cinsellik ve benzeri ilişkiler daha olgun bir biçimde ele alınıyor. Her şeyden önemlisi, bunlara birer anlam yükleniyor. Artık cinsel ilişki artık sadece erkeğe hitaben değil, kadını da kapsayacak biçimde verilmeye başlanıyor. Cinsellik bu dönemde, daha önce görmezden gelinen kesimleri de (gay, lezbiyen, biseksüel) kapsayacak biçimde sinemaya taşınıyor. Örneğin 1992 yılında Orhan Oğuz tarafından çekilen "Dönersen Islık Çal" adlı film gibi... Aynı şekilde, Ağır Roman'da küçük İskender'in oynadığı rolü de örnek verebiliriz. küçük İskender bu filmde bir erkek eşcinseli canlandırıyordu.

ETS toplumda ilginç ve kabul edilemez etkilere de sebep oluyordu. Tecavüzcü Coşkun tiplemesi ve onun yarattığı etkiler neticesinde toplumda tecavüzün ve tacizin olumlanması gibi bir durum ortaya çıkmıştı. Bu filmler belki de toplumun cinsel açlığının beyaz perdeye yansımasından ibaretti. Coşkun Göğen, filmlerde sürekli birilerine tecavüz ediyor olmasına rağmane seyirci tarafından sevilip kabul görüyordu. Hatta Tecavüzcü Coşkun tiplemesi toplum tarafından öyle bir kabul görmüştür ki, Coşkun Göğen Bodrum'da "Tecavüzcünün Yeri" adlı bir mekan açıp işletmiştir.

Tecavüz teması, erotik sinemamız için oldukça önemlidir. Zengin evin genç oğlu, üvey baba, fabrika sahipleri ve işverenler... ETS'de çeşit çeşit tecavüzcü vardır. Örneğin Temel Gürsu'nun Sekreter adlı filminde Hülya Avşar defalarca tacize ve tecavüze maruz kalır. Bu yüzden birçok kez işten ayrılıp başka işe girer. Ancak yine aynı şeylere maruz kalır.

Erotik sinemamızda 12 yaşındaki kız da ("Suçsuz", Nejat Gürsoy, 1987), lokantacı kız da ("Sana Can Dayanmaz", Gökhan Güney, 1988) tecavüze uğrar. ETS'de tecavüz "İyi bir şey değil ama..." tadında işlenmiştir. Sahneler uzun uzun çekilmiş, seyirciyi tahrik etmek için detaylandırılmış, özen gösterilmiştir. Ahırda, samanlıkta, üvey babanın evinde... Nihat Genç'in girişte alıntıladığım sözü gerçekten de doğrudur. Gerçekten de bir kuşak, bu filmlerdeki tecavüz sahnelerinde masturbasyon yaparak büyümüştür.

Sinemanın toplumsal boyutu, oyuncular için kimi zaman tehlike arz etmiştir. Sinemada veya televizyonda kötü roller üstlenen oyuncular şanssızdırlar. Çünkü özellikle 80'li ve 90'lı yılların sinema seyircisi ilkeldir. İlkel sinema izleyicisi, sinemada kötüyü oynayan oyuncuyu normal hayatta da kötü zanneder. Seks sineması için de bu geçerlidir. Sinemada "kötü kadın" rolü oynayan kadın, gerçekte de öyleymiş gibi algılanır. Bu durum seks sineması oyuncuları için olumsuz bir durumdur. Bu handikap, bugün de kısmen geçerliliğini korumaktadır. İnsanlar hala televizyonda gördükleri dizi oyuncularını, gerçekte de o karaktere sahip insanlar zannedebiliyorlar.

Seks sinemasının çekim aşaması da oldukça zordur. Çünkü oyuncular oldukça düşük bütçeli filmlerde, ilkel şartlarda çekim yapmak zorunda kalmışlardır. Özellikle kadın oyuncular için bu çekimler hiç kolay geçmemiştir. Kameranın önünde soyunmak aynı zamanda set işçilerinin, kameramanın ve hatta çaycının önünde soyunmak anlamına geliyordu. Bunca insanın önünde sevişmek veya sevişiyormuş gibi yapıp mutlu gözükmek kolay iş değildi.

Filmler öyle ilkel koşullarda çekiliyordu ki, bazen sokaktan adam çağırıp filmde oynatmak gibi yollara bile başvuruluyordu. Erotik sinema, bu bakımdan kimi zaman kendi oyuncularını yaratmıştır. Çoğunlukla tiyatro kökenli oyuncularla çalışılsa da, kimi zaman, özellikle de softcore'dan hardcore filmlere geçişte (yani seks sinemasında) işler biraz değişmiştir. Artık ETS, kendi başrol oyuncularını yaratır hale gelmiştir. Kazım Kartal böyle biridir mesela...

Filmlerin zor koşullarda çekilmesi "dahi" sıfatıyla anılan yönetmenlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Mesela "Yırt Kazım" filminin yönetmeniSemih Evin de bu dahi yönetmenlerden biri olarak anılır. Evin, çektiği filmlerde asla senaryo kullanmazmış. Filmleri sigara paketlerine yazdığı küçük notlarla çekermiş. Klaket de kullanmazmış. Hatta ekonomik olsun diye oyunculara çaktırmadan iç içe iki tane film çektiği de olurmuş. Bir dönem Yılmaz Güney'le de çalışmış. Evin, Atıf Yılmaz'ın da hocasıymış. 70'li yıllarda ETS furyası patlak verince (kendisi de ekonomik anlamda zor durumda olduğu için) bu furyaya dahil olmak zorunda kalmış.

Buraya kadar hep beyaz perdede olan biten şeyleri anlattım. Biraz da perdenin önünü, yani sinema salonlarını anlatmak gerek.

ETS oynatılan sinema salonları adeta bir "erkek kulübü" biçiminde varlık gösterdiler. Bu salonların birçoğu günümüzde kültür merkezine ya da normal sinema salonuna dönüştürüldü. Son örneği Beyoğlu'ndaki Rüya Sineması'yı galiba... Fakat o da geçtiğimiz günlerde normal bir sinema salonuna dönüştürüldü.

Salonların girişinde her ne kadar "18 yaşından küçükler giremez" yazsa da, 12 yaşından 60 yaşına dek geniş bir erkek izleyici kitlesine sahipti. Salonlar genelde düzensiz ve bakımsızdı. Koltuklar yırtık ve bozuk, içerisi tütün dumanıyla kaplı ve havasızdı. Kapıda (fuayede) işlevsiz bir büfe yer alırdı. Çünkü bu büfede satılan patlamış mısır ve frigo gibi şeyler, erotik sinema izlemeye gelen izleyicinin en son ihtiaç duyacağı şeylerdi. Genelde fuayede sigara içilirdi. İzleyici sinema salonuna istediği zaman girip, istediği zaman (daha doğrusu işini bitirdiği zaman) çıkabiliyordu. Amaç kendini tatmin etmek olduğu için işini bitiren genelde çıkıp giderdi.

Salonda koltuk numarası, yerleşim düzeni gibi şeyler genelde yoktu. Yer göstericinin insafına kalınırdı. İzleyiciler yüzlerinde tepkisiz bir ifadeyle sabit bir noktaya bakarak otururlardı. Salonun kapıya yakın olan kısmıyla perdeye yakın kısımları "profesyonel izleyiciler" tarafından asla tercih edilmezdi. Salonun zemini "gereksiz sıvıları" emmesi için talaş kaplıydı. Bu talaşlar her akşam sinema kapanırken süpürülürdü. Etraf pisti, hatta leş gibiydi. O yüzden olabildiğince az yere temas etmek gerekirdi.

Filmin ilk yarısı bitip ikinci yarısı başlarken, yani bobin değiştirilirken makiniste kolaylık olsun diye yeni bobinin önüne bir parça eklenirdi. Bu parça, yabancı bir hard pornodan alınmış salt cinsel aktivite içeren ve seyircinin masturbasyon faaliyetine hizmet eden bir parçaydı. Hiçbir estetik kaygı, olay, hikaye örgüsü içermezdi. Salt cinsellik içerirdi. 10-15 dk boyunca gösterilen bu parça, ETS izleyicilerinin esas sinemaya geliş sebebiydi.

Erotik Türk Sineması, bugün hala televizyon ekranlarında izlediğimiz birçok kadın oyuncunun doğduğu yerdir. Sinemamızın bu karanlıkta kalan, pek ilgi gösterilmeyen döneminde Banu AlkanMüjde ArAjda PekkanAhu Tuğba ve Zerrin Egeliler gibi pek çok oyuncu yetişmiştir. Sinema tarihimizde oldukça geniş bir yer kaplayan ve yüzlerce filmin çekildiği bu dönem, şüphesiz ki araştırmacılar tarafından gereken ilgiyi görmemiştir. Bu kitap, erotik sinemamızı dönem dönem ele almakla birlikte, ilerdeki araştırmalara da kaynaklık edebilecek nitelikte olması açısından önemli bir envanter teşkil etmektedir. Kitabın sonunda Erotik Türk Sineması Genel Dizini başlığı altında, tüm filmler sıralanmış, dolayısıyla araştırma yapacak olanlar için oldukça kapsamlı bir liste ortaya çıkarılmıştır. Yine kitabın sonunda bir filmografi kısmı da bulunmaktadır.

Bu yazıda da bazılarını kullanmış olduğum iç görseller, kitabı daha okunabilir kılmış. Kitabın içerisinde dönemin film afişlerine ve filmlerden çekilmiş fotoğraflara da bolca rastlamak mümkün.

Bu değerlendirme yazısını yazarken Hayvan dergisinin 29. ve 30. sayılarından ve Kaçak Yayın dergisinin 6. sayısından da kısmen faydalandım.

Erotik Türk Sineması üzerine okuma yapmak isteyenler bu kitabın yanı sıra Osman Cavcı'nın yazdığı kitaplara da bakabilirler. Her ne kadar bu kitap gibi ciddi ve kapsamlı olmasa da, Cavcı'nın kitapları da bizzat o döneme tanıklık eden birinin eserleri olması açısından önemlidir.

İyi okumalar.

Hiç yorum yok: